Önsöz
15 Temmuz 2016, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en sinsi darbe girişiminin yaşandığı gecedir. Bir avuç hainin, devletin kendi kurumlarını içeriden ele geçirerek anayasal düzene silah çekmesinin; karşısında ise milletin meydanlara, devletin başının da milletine inerek tarih yazdığı bir gecedir.
Bu sayfa, devletin resmî pozisyonu ile uyumlu, AK Parti iktidarının yıllar boyunca dile getirdiği uyarıların nasıl en acı şekilde doğrulandığını ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde milletin nasıl bir cevap verdiğini bütünsel bir anlatımla aktarmayı amaçlar. Sayfa, sitedeki diğer tematik bölümleri tek bir tarihî çerçeveye oturtur: O Gecenin Lideri, TBMM Meclis O Gece, TRT Korsan Bildiri, Belgesel Tanıklıkları ve Halk Hafızası — hepsi bu büyük anlatının parçalarıdır.
Kaynaklar tamamen resmî/atıflıdır: T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın 15temmuz.gov.tr dijital arşivi, TBMM Darbe Komisyonu raporu, SETA Vakfı yayınları, devletin resmî yayın organları ve mahkeme tutanakları.
Hain Yapı: FETÖ'nün Uzun Yolu
Fethullahçı Terör Örgütü olarak bilinen yapılanma (FETÖ/PDY), kökleri 1970'lerin Erzurum'una dayanan, görünürde dinî bir cemaat olarak başlayıp zaman içinde Türkiye Cumhuriyeti'nin yargı, ordu, emniyet, eğitim ve maliye kurumlarına sistematik şekilde sızan bir terör örgütüdür. 1980 darbesi sonrasında yapı, açtığı dershane ve yurt zinciri ile gençler arasında örgütlenmesini hızlandırmış; sınavları çalarak elde ettiği bilgilerle kendi mensuplarını devlet kadrolarına yerleştirmiştir.
Yapı, kendi mensuplarını 'altın nesil' olarak adlandırırken; gerçekte sınav hırsızlığı, kripto haberleşme (ByLock), takiyye ve sahte delillerle yönetilen, kendi liderine — Pensilvanya'da yaşayan Fethullah Gülen'e — mutlak itaat ilkesiyle çalışan bir terör hücresiydi. Yapılanmanın askerî ayağı, 1986 yılından itibaren askerî liselere yerleştirdiği öğrencileriyle yıllar içinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta kademelerine kadar tırmanmıştır.
FETÖ, 2002 yılında AK Parti'nin iktidara gelmesine kadar Türkiye'de farklı hükümetler döneminde tolere edilmiş, hatta zaman zaman desteklenmiştir. AK Parti hükümetinin ilk yıllarında da yapının gerçek niteliği yeterince anlaşılamamıştır. Ancak 2013 yılından itibaren yapılanmanın asıl yüzü Türkiye'nin gündemine oturmuş; bu süreç darbeye uzanan zincirin ilk halkalarını oluşturmuştur.
FETÖ bu memlekete birdenbire gelmedi. 1970'lerden 2016'ya, kırk yılı aşkın bir sızma operasyonunun adıdır.
— Devletin resmî tespiti — TBMM Darbe Komisyonu raporu
Erdoğan ve AK Parti: Vesayetle Mücadelenin On Beş Yılı
AK Parti, 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidara geldiğinde, Türkiye'yi yıllarca yöneten 'askerî vesayet' düzeniyle yüz yüze geldi. Tugay tankı manevrasından e-muhtıraya, 28 Şubat post-modern darbesinden 27 Nisan 2007 muhtırasına kadar uzanan zincir, seçilmişlerin değil atanmışların ülkeyi yönettiği bir sistemdi.
Recep Tayyip Erdoğan, hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı olarak, bu vesayet düzenini millî iradenin önüne çıkararak hesap sormaktan çekinmedi. 27 Nisan 2007 e-muhtırasına Başbakan sıfatıyla verdiği 'Hükümet bu ülkenin Başbakanı'na muhatap edilecek bir bildiri ile karşı karşıya değildir' yanıtı, Türkiye'nin demokratik tarihinde milat olarak kayıtlara geçti.
12 Eylül 2010 anayasa referandumu — 'Yetmez ama evet' sloganıyla bilinen oylama — askerî vesayetin yargısal ayaklarını söken bir adım oldu. %57,88 'evet' oranıyla kabul edilen değişiklikler, anayasa mahkemesi ve HSYK yapısını değiştirerek askerî vesayetin son kalelerini yıktı. Ancak bu süreçte AK Parti hükümeti, farkında olmadan başka bir vesayet yapısının — FETÖ'nün — yargı ve emniyet içindeki örgütlenmesine alan açmıştı. Bu hata, sonraki yıllarda en acı şekilde fark edilecek ve hesabı sorulacaktı.
AK Parti'nin demokratikleşme adımları, askerî vesayeti sandıkla, yargıyı yargıyla, milleti millî iradeyle yenmenin sistematik bir programıydı. 15 Temmuz 2016, bu programın en zor sınavı olacaktı.
Hükümet bu ülkenin Başbakanı'na muhatap edilecek bir bildiri ile karşı karşıya değildir.
— Başbakan Recep Tayyip Erdoğan — 27 Nisan 2007 e-muhtıra yanıtı
Uyarı İşaretleri
FETÖ'nün asıl yüzünün açığa çıkması, 17-25 Aralık 2013 operasyonları ile başladı. FETÖ'cü emniyet ve yargı mensuplarının, hükümeti devirmek amacıyla seçilmiş Başbakan, bakanlar ve aileleri hakkında uydurma delillerle başlattığı 'yolsuzluk operasyonu', aslında bir adli darbe girişimiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan (o dönemde Başbakan), bu girişimi 'paralel devlet yapılanması' olarak tanımlayarak millete açıkça duyurdu.
2014 yılı boyunca FETÖ ile mücadele, devletin tüm kademelerinde kararlı bir biçimde sürdürüldü. Yapının emniyet, yargı ve eğitim alanındaki kadroları tasfiye edilmeye başlandı. Bank Asya'ya yapılan operasyonlar, ByLock uygulamasının ortaya çıkarılması ve okul/dershane kapanışları bu sürecin önemli adımlarıydı.
26 Mayıs 2016 günü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Millî Güvenlik Kurulu'nun bildirisinde, yapılanma resmî olarak ilk kez 'Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)' nitelemesiyle anıldı. Bu karar, 15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık 50 gün önce alınmıştı. MGK kararı, yapılanma için son ve net bir uyarıydı; FETÖ ise bu karara karşı zaten planladığı darbeyi öne çekerek cevap verdi.
Ayrıca darbe günü olan 15 Temmuz, kritik bir tarihti: 28 Temmuz'da Yüksek Askerî Şura toplanacak ve FETÖ'cü subayların ihracı kesinleşecekti. Yapılanma, kendi mensuplarının ordudan atılmasından hemen önce, panik halinde harekete geçti. Bu, darbe girişiminin neden bu kadar amatörce planlandığını da açıklar.
Hain Gece: 15 Temmuz Saat Saat
15 Temmuz 2016 Cuma akşamı saat 14:45'te MİT'e bir ihbar geldi: Bir grup asker, helikopter ve uçaklarla olağandışı hareketler içindeydi. Saatler 21:00'i geçtiğinde, Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü darbeci askerler tarafından trafiğe kapatıldı. Ankara'da Akıncı Üssü'nden kalkan F-16'lar başkent semalarında alçak uçuş yapmaya başladı.
Saat 22:30'da darbeci askerler Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay karargâhında çatışma çıkardı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar rehin alındı; saatler içinde Akıncı Üssü'ne götürülecek ve burada FETÖ elebaşı Gülen ile telefon görüşmesine zorlanacaktı. Akar bu görüşmeyi reddetti.
Gece yarısına doğru, saat 00:13 sularında darbeciler TRT genel merkezini silah zoruyla işgal etti; spiker Tijen Karaş'a, FETÖ'cülerin hazırladığı 'Yurtta Sulh Konseyi' bildirisi okutuldu. Namlu zoruyla okunan bu bildiri, milletin gözünde girişimin meşruiyetsizliğini daha ilk dakikada belirginleştirdi.
Gecenin dönüm noktası 00:24'te geldi. Marmaris'te bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNN Türk'e bir akıllı telefon üzerinden FaceTime aracılığıyla bağlanarak milletine seslendi. Tarihte hiçbir devlet başkanının cep telefonu üzerinden milletine çağrı yapmadığı bu tarihî an, gecenin gidişatını tersine çevirdi.
Saatler 01:00'i bulduğunda, Cumhurbaşkanı'nın Marmaris'teki otelinden ayrılmasından kısa süre sonra darbeciler oteli bastı. Cumhurbaşkanı suikastten 30 dakika önce ayrılarak Dalaman Havalimanı'na ulaştı, oradan İstanbul'a hareket etti. Sabaha karşı saatlerde darbeci F-16'lar Ankara Gölbaşı'ndaki Polis Özel Harekât yerleşkesini bombaladı; bu tek noktada 51 polisimiz şehit oldu — gecenin tek noktadaki en ağır kaybı (bunların 47'si Özel Harekât Daire Başkanlığı binasındaydı). Yine sabaha karşı, saat 02:30 sularında TBMM ilk kez bombalandı; üç F-16 bombası ve on'un üzerinde ses bombasıyla Gazi Meclis tarihinde ilk kez saldırıya uğradı. Genel Kurul salonu kirişine düşen bomba, birkaç metre sapsa içerideki herkesi öldürebilirdi.
Cumhurbaşkanı'nın Tarihî Çağrısı
Gece 00:24. Marmaris'te bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yanındaki ekiple birlikte mevcut iletişim kanallarının güvenliğinden emin olamayınca, gazeteci Hande Fırat'ın iPhone'undan FaceTime aracılığıyla CNN Türk canlı yayınına bağlandı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir devlet başkanının cep telefonu üzerinden milletine doğrudan ulaştığı bu eşi görülmemiş an, gecenin tüm gidişatını değiştirdi.
Cumhurbaşkanı'nın o yayında söylediği cümleler, halk hafızasına kazındı: 'Milletimi meydanlara, havalimanlarına davet ediyorum. Bu küçük azınlığa karşı millet olarak gereken cevabı verelim.' Sözlerinin ardından dakikalar içinde Türkiye'nin 81 ilinde meydanlar dolmaya başladı. Camilerden eşzamanlı okunan selalar, milleti meydanlara çağırdı.
Çağrı, yalnızca bir devlet adamının değil, anayasal sisteme sahip çıkan bir milletin liderinin sesiydi. Halk, çağrıyı duyduktan dakikalar sonra Boğaziçi Köprüsü'nde tankın önüne yatmaya, Atatürk Havalimanı'na akın etmeye, TBMM çevresinde toplanmaya başladı. O gece, devlet en zor anında milletine sığındı; millet de devletine kalkan oldu.
Tarih, Cumhurbaşkanı'nın bu çağrısını yalnızca bir konuşma olarak değil, modern dönemde bir liderin milletiyle kurduğu en doğrudan ve etkili iletişim örneği olarak kayıt altına almıştır.
Milletimi meydanlara, havalimanlarına davet ediyorum. Bu küçük azınlığa karşı millet olarak gereken cevabı verelim.
— Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan — FaceTime canlı yayını, 15 Temmuz 00:24
Halkın Destansı Direnişi
Cumhurbaşkanı'nın çağrısından sonraki saatler, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kahramanca direniş örneklerine sahne oldu. Boğaziçi Köprüsü'nde elinde yalnızca Türk bayrağı taşıyan yurttaşlar, tankların paletlerine, helikopter namlularına aldırmadan ileri yürüdüler. Atatürk Havalimanı'nın pisti çevresinde, çocuğunu omzuna almış babalardan başörtülü ninelere kadar yüz binlerce kişi, Cumhurbaşkanı'nın uçağını karşılamak için saatlerce bekledi.
Ankara'da TBMM çevresinde, Çankaya kapısı önünde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin girişinde halk omuz omuza durdu. F-16'ların alçaktan geçişine, ses bombalarına ve gerçek mermilere rağmen meydanları terk etmedi. O gece çoğunluğu sivil; aralarında polis ve sadık askerlerin de bulunduğu 251 şehit verildi, 2.193'ten fazla vatandaş gazi oldu — millet, anayasal düzenin bedelini canıyla ödedi.
Astsubay Ömer Halisdemir, Özel Kuvvetler Komutanlığı'na sızmaya çalışan darbeci general Semih Terzi'yi etkisiz hale getirip kendi de şehit olarak gecenin en kritik kırılma noktasını oluşturdu. AK Parti'nin yıllarca seçim kampanyalarını yapan ünlü reklamcı Erol Olçok, Boğaziçi Köprüsü'nde 16 yaşındaki oğlu Abdullah Tayyip Olçok ile birlikte şehit oldu. Anafartalar'da, Çengelköy'de, Saraçoğlu'nda, Konya Akıncı kapısında halk, devletin yanında durdu.
Bu direniş, modern dünyada bir milletin doğrudan kendi bedeniyle bir askerî darbeyi durduğu ilk örnek olarak tarihe geçti.
Hain Belge: TRT'de Okutulan Bildiri
Darbecilerin TRT'yi silah zoruyla işgal edip spiker Tijen Karaş'a okuttuğu bildiri, FETÖ'cü kalkışmacıların gerçek niyetini gizleme çabasının açık belgesidir. Kendilerine 'Yurtta Sulh Konseyi' adını veren bu yapı, Atatürk'ün, Cumhuriyet'in ve laikliğin değerlerini sahteleştirerek milletin gözüne perde örtmeye çalıştı.
Bildirinin her satırı, FETÖ yapılanmasının yıllarca devlete sızmış olmasına rağmen Atatürk'ün ve Cumhuriyet'in koruyucusu olduğunu iddia eden bir sahte söylem kalıbıydı. Bildiriyi okuyan spikerin titreyen sesi, namlu zoruyla rehin alınmış bir yayın kuruluşunun korkusunu ekrana yansıttı. Halk, bildiriyi izlerken bir yandan da sokağa çıkma çağrısına cevap veriyordu.
Bildirinin okunmasından sonra TRT binası, sıradan vatandaşlar tarafından geri alındı. Stüdyoya akın eden halk, yayını fiilen normalleştirdi. Bir avuç hainin millete ait kavramları çalmaya çalıştığı bu sahne, tarihte 'okunmamış' sayılan ilk darbe bildirisi olarak kayıtlara geçti.
TBMM'nin Çelikten İradesi
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 15-16 Temmuz gecesi Türk parlamenter tarihinde ilk kez bombalandı. Üç F-16 bombası, on'un üzerinde ses bombası, Genelkurmay yönünden ve helikopterlerden silahlı taciz — Gazi Meclis, gece boyunca saldırı altında kaldı. Bombalardan biri Genel Kurul Salonu'nun üzerindeki kirişe geldi; üç metre sapsa içerideki herkes ölecekti.
Ancak milletvekilleri Meclis'ten ayrılmadı. İktidar ve muhalefet partileri, sığınakta bile birlikte direndi. Yayın canlı sürdü. 16 Temmuz akşamı saat 17:12'de olağanüstü Genel Kurul açıldı. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Diyanet İşleri Başkanlığı, YÖK ve sivil toplum kuruluşlarının başkanları izleyici localarında yerini aldı.
Saat 19:25'te, Cumhurbaşkanı'nın 15 Temmuz gecesi yaptığı çağrının siyasi karşılığı olarak, AK Parti, CHP, MHP ve HDP grup temsilcileri TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın koordinasyonunda aynı ortak bildiriyi imzaladı. Bildiri tarihe geçti: 'Herkes bilmelidir ki bugün olduğu gibi gelecekte de milletimize, millî iradeye, Gazi Meclis'e uzanacak her el, karşısında TBMM'nin çelikten iradesini bulacaktır.'
Aynı akşam saat 18:41'de, Çankaya kapısı önünde toplanan binlerce vatandaş, ellerinde Türk bayraklarıyla Meclis yerleşkesine girdi ve Meclis binasının merdivenlerinde toplu hâlde İstiklal Marşı'nı okudu.
Herkes bilmelidir ki bugün olduğu gibi gelecekte de milletimize, millî iradeye, Gazi Meclis'e uzanacak her el, karşısında TBMM'nin çelikten iradesini bulacaktır.
— Dört Partili Ortak Bildiri — TBMM Genel Kurulu, 16 Temmuz 2016 saat 19:25
Yenikapı: Milletin Buluştuğu Meydan
15 Temmuz gecesi başlayan halk direnişi, sonraki günlerde meydanlara taşan demokrasi nöbetleriyle sürdü. Cumhurbaşkanı'nın çağrısıyla başlayan bu nöbet, AK Parti il ve ilçe örgütlerinin koordinasyonunda 81 ilde, 26 gün boyunca aralıksız sürdü. Her akşam yatsı namazından sonra meydanlar doldu; bayraklar dalgalandı, dualar edildi, marşlar söylendi.
Bu uzun nöbet, tarihinin en büyük siyasi etkinliğiyle taçlandı: 7 Ağustos 2016 günü İstanbul Yenikapı Etkinlik Alanı'nda düzenlenen 'Demokrasi ve Şehitler Mitingi'. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısıyla bir araya gelen yaklaşık 5 milyon insan, miting alanını dolduran ve çevresine kilometreler boyu uzanan bir kalabalık oluşturdu. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tek bir noktada bir araya gelmiş en büyük halk katılımıdır.
Mitingde, hükümet ve muhalefet aynı kürsüden konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli; aynı meydanda, aynı çatı altında halka hitap etti. Sahnede; partilerin liderleri, TBMM Başkanı, Genelkurmay Başkanı ve devletin tüm zirvesi yan yana yer aldı.
Yenikapı Mitingi, 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı'nın çağrısının siyasi karşılığı oldu: anayasal düzenin korunması zemininde milletin tek vücut olduğunu, partiler üstü bir cevap olarak dünyaya ilan etti. Bu meydan, Türkiye için yeni bir başlangıcın simgesi olarak hafızalara kazındı.
Bu meydan, milletin meydanıdır. Burada toplanan 5 milyon insan, demokrasinin teminatı olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.
— Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan — Yenikapı, 7 Ağustos 2016
OHAL ve KHK'lar
Darbe girişiminin ardından, devletin FETÖ yapılanmasından arındırılması için kapsamlı bir hukukî süreç başlatıldı. 20 Temmuz 2016'da Cumhurbaşkanı'nın talebi ve Bakanlar Kurulu kararıyla 90 günlük Olağanüstü Hal ilan edildi. OHAL, 2018 yılına kadar toplam yedi kez uzatılarak, devletin tüm kademelerinde FETÖ ile kapsamlı bir mücadelenin yürütülmesi için gerekli hukukî zemini sağladı.
İlk Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK), 23 Temmuz 2016 günü yayımlandı. Bu kararname ile FETÖ üyesi olduğu tespit edilen 2.745 hâkim ve savcı görevden uzaklaştırıldı. Sonraki KHK'larla bu sayı katlanarak arttı; kamudan toplam 125.678 kişi ihraç edildi. Yargı, ordu, emniyet, üniversiteler, MİT, Diyanet, Sayıştay ve diğer tüm devlet kurumları sistematik şekilde FETÖ kadrolarından arındırıldı.
Açılan kapsamlı davalarda binlerce sanık çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı; bunlardan 1.634 kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi (darbe davalarında toplam ceza alan sanık sayısı 4.130'u aştı). Akıncı Üssü, Yurtta Sulh Konseyi, Genelkurmay Çatı Davası gibi büyük davalar Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın doğrudan takip ettiği bir devlet politikası olarak yürütüldü. FETÖ'cü darbecilerin tek bir mensubunun cezasız kalmaması hedefi, sonraki yıllarda da kararlılıkla sürdürüldü.
FETÖ ile mücadele yalnızca yurt içinde değil, yapının küresel ayağına karşı da sürdürüldü. FETÖ'nün eğitim, ticaret ve dinî yapı görünümlü kuruluşları dünya genelinde Türkiye'nin diplomatik çabalarıyla ifşa edildi.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi
15 Temmuz gecesi yaşananlar, Türkiye'nin yönetim sisteminin de köklü bir biçimde sorgulanmasına yol açtı. Darbe girişiminin yarattığı kriz saatlerinde, yürütmenin hızlı karar alma kapasitesinin önemi tüm açıklığıyla görüldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde hazırlanan anayasa değişikliği paketi, bu ihtiyaca cevap olarak şekillendi.
16 Nisan 2017 günü gerçekleştirilen halk oylamasında, paket halkın %51,4 oranında 'evet' oyuyla kabul edildi. Türkiye, parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş kararını sandıkta verdi. Bu, AK Parti iktidarının 15 yıllık vesayetle mücadele yürüyüşünün en büyük kazanımıydı.
24 Haziran 2018'de aynı gün gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleriyle Recep Tayyip Erdoğan, yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildi. AK Parti, MHP ile kurduğu Cumhur İttifakı çatısı altında TBMM'de çoğunluğu korudu. 9 Temmuz 2018 günü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi resmen yürürlüğe girdi; başbakanlık makamı tarihe karıştı, yürütme yetkisi tek elden — Cumhurbaşkanlığı'nda — toplandı.
Yeni sistem, 15 Temmuz'un yarattığı kriz şartlarında bir devletin nasıl hızlı karar alabileceğinin tarihî dersine cevap niteliğindedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, AK Parti'nin millî iradeye dayalı güçlü yürütme vizyonunun anayasal karşılığıdır.
Uluslararası Tepkiler
15 Temmuz gecesi ve sonraki günlerde dünya, Türkiye'nin demokratik direnişinin ne anlama geldiğini yavaş anladı. Darbe girişiminin Batılı bazı medya organlarında ilk saatlerde 'asker ülke yönetimini ele aldı' diye sevinçle karşılanması, Türkiye'nin demokrasiye ne kadar yabancı görüldüğünün acı bir göstergesiydi.
Türkiye'nin yanında ilk yer alan ülkeler arasında Katar, Azerbaycan, Pakistan, Kazakistan, Kuveyt, Tunus ve İran öne çıktı. Bu ülkelerin liderleri Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı doğrudan arayarak destek mesajı verdi. Müttefik olarak görülen bazı Batılı ülkelerin ise destek mesajlarını saatler hatta günler sonra verdikleri görüldü.
FETÖ elebaşı Fethullah Gülen'in Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşıyor olması, ABD'nin tutumunu Türkiye-ABD ilişkilerinin önemli bir gündem maddesi haline getirdi. Türkiye'nin Gülen'in iadesi taleplerine ABD'nin verdiği yetersiz yanıt, iki ülke arasındaki güven sorununun başlıca kaynaklarından biri oldu. AK Parti hükümeti, FETÖ ile uluslararası mücadeleyi diplomatik bir öncelik olarak yürütmeye devam etti.
15 Temmuz, dünyaya Türkiye'nin halkıyla, devletiyle ve seçilmiş Cumhurbaşkanı'yla tek vücut olduğunu gösterdi. Türkiye, kendi geleceğini kendi belirleyen, kendi kurumlarını kendi savunan bağımsız bir ülke olduğunu bütün dünyaya ilan etti.
FETÖ ile Mücadele Sürüyor
15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden geçen yıllar, devletin FETÖ ile mücadelesinin kararlılıkla sürdüğünü gösterdi. Yurt içinde başlatılan davalar tek tek sonuçlandırıldı; firari FETÖ mensuplarının yakalanması için yürütülen uluslararası operasyonlar başarılı sonuçlar verdi. MİT, FETÖ'nün yurt dışındaki kritik isimlerini Türkiye'ye getirerek hesap sormaya devam etti.
FETÖ'nün okul ve dernek görünümündeki yapıları, Türkiye'nin diplomatik kanaldan ifşası ile pek çok ülkede kapatıldı veya el değiştirdi. Yapılanmanın finansal ayağı, takip edilen para hareketleri ve uluslararası işbirliği ile çökertildi. Bank Asya'nın el konulması ve tasfiyesi, yapılanmanın ekonomik damarının kesilmesi açısından örnek bir operasyondu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde FETÖ ile mücadele, Türkiye'nin millî güvenlik politikasının kalıcı bir bileşeni olarak konumlandı. Bu mücadele yalnızca yargısal değil; eğitim, medya, sivil toplum ve diaspora alanlarında çok boyutlu bir politika haline geldi.
15 Temmuz'un Tarihî Anlamı
15 Temmuz 2016, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde halkın bir askerî darbe girişimini bizzat kendi bedeniyle durdurduğu ilk ve eşsiz gecedir. Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana yaşanan tüm darbe ve müdahaleler — 1960, 1971, 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 — millî iradeye karşı atanmış güçlerin başarılı veya başarısız müdahaleleriydi. 15 Temmuz, bu zincirin son halkası olarak millî iradenin nihai zaferini ilan etti.
Bu gece, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın FaceTime çağrısıyla başlayan, milletin sokağa inişiyle taçlanan, TBMM'nin dört partili ortak bildirisiyle siyasi karşılığını bulan, demokrasi nöbetleriyle pekişen, Yenikapı'da 5 milyon kişinin tek meydanda toplanmasıyla zirveye çıkan ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle anayasal bir reforma dönüşen bir milat oldu. AK Parti'nin 2002'den beri yürüttüğü demokratikleşme programının en büyük sınavı, en büyük zaferine dönüştü.
15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü, her yıl 15 Temmuz'da resmî tatil olarak anılır. 251 şehit ve 2.193'ten fazla gazi, anayasal düzenin bedelini canlarıyla ödedi. Onların hatırası, gelecek nesillere bırakılan en kutsal mirastır.
Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ilkesi, 15 Temmuz gecesi binlerce yıllık bir geleneğin millet eliyle yeniden tasdik edildiği bir gerçeklik olarak hayat buldu. 15 Temmuz, Türkiye'nin yeniden doğuşunun adıdır.
Bu ülke 15 Temmuz gecesi yeniden doğmuştur; millî irade, darbecilere karşı en büyük zaferini kazanmıştır.
— Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
Mustafa Kemal Atatürk
Bu sayfanın tamamı, T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın 15temmuz.gov.tr resmî arşivi, TBMM Darbe Komisyonu raporu, SETA Vakfı yayınları ve mahkeme tutanaklarıyla doğrulanmıştır.